Türkiye’de ve dünyada basketbolun sponsoru Beko, Beko Basketbol sitesinde yeni bir uygulama yayınlamaya başlamış. Merakla, http://basketball.beko.com linkini kullanarak girdiğim Beko Basketbol Oyunu tam da Beko marka kimliğini yansıtan dinamik, eğlenceli bir uygulama olmuş. Oyunu oynarken hem çok keyifli bir basketbol deneyimi yaşıyor, hem de her dönem çekilişle Beko 117 Ekran Smart LED TV kazanma fırsatı yakalıyorsunuz.

Uygulamada ilk dikkat çeken nokta, oyuna girişte kolaylık sağlanmış olması. İlk olarak karşınıza, oyunu oynamak isteyen herkesin düşünüldüğü iki farklı giriş seçeneği çıkıyor. Oyunu oynayan herkesin yeni bir çekiliş hakkı kazandığı uygulamada, büyük ödülü kazanan kişiye ödülü ulaştırabilmeleri için bilgi formunu eksiksiz doldurmak gerekiyor. Sonra oyun başlasın! Çok eğlenceli bu oyunu oynamak için tek yapmanız gereken mouse’un sol tuşuna basarak topu tutmak, yönlendirmek, topun hızını ayarlamak ve atışı yapmak için tuşu bırakmak. Verilen sürede en az iki basket atmak sizi bir sonraki bölüme taşıyor. Emin olun, bölümler bitmesin oyun hep devam etsin istiyorsunuz.

Her gün oynayarak 1 yeni çekiliş hakkı daha kazanılan uygulamada, arkadaşlarını davet eden çekiliş hakkını arttırıyor. Son olarak, “Çok keyifli, süper ödüllü bu oyunu oynamaya değer!” diyorum.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Olympiakos 88 – 81 Galatasaray

Zoru başarırız imkansız zaman alır diye bir laf vardır. Bu maça kadar gelirken zoru hep başardık. Ön eleme hakkı elde ettik, ev sahibini yenip lige girdik, top 16'ya kaldık, top 8 şansını son maça taşıdık. Arada imkansız denileni yaptık, CSKA'yı yendik. Bu imkansız denememiz ise olmadı ne yazık ki. Bu seferlik… İşte bu zaman alacak cinsten bir inkansız.

Daha çok isteyen turu alacak demiştim. Spanoulis salonda en çok isteyen adamdı. 20 sayı, 8 asist, 4 top çalma ile tek başına takımını top 8'e taşıdı. Bizim tarafta en çok isteyen adam ise talihsiz bir şekilde bileğini burkarak maçın yarıya yakın kısmında oynayamadı: Jamon Gordon.

Barış ve Dostluk Spor Salonu'nun soğuk atmosferinde istediğimiz gibi başlamadı hiçbir şey. Spanoulis önderliğinde 7 – 0'lık bir başlangıç yaptı Yunan ekibi, bu başlangıca cevap vermeye çalışan tek isim ise Gordon'dı. Eski salonunda eski takımına karşı turu almaya geldim mesajı vermeye çalışıyordu. İlk çeyrek Spanoulis resitali ile 10 sayı farkla bitti; 24 – 14.

İkinci çeyrekte alan savunmasına hücum etmekte zorlanan Olympiakos karşısında farkı eritmeye başladık. Hücum ve savunmada dengeyi sağmamamıza rağmen soyunma odasına 43 – 35 yenik gitmeye engel olamadık.

Üçüncü çeyrek, bundan önce oynadığımız bir çok üçüncü çeyreğin aksine maça tekrar ortak olduğumuz bir çeyrek oluyordu. Lakovic'in dipten bulduğu üç sayılık basket ile farkı bire indirmiştik ama Gordon'ın sakatlanması ve gelen 10 – 0'lık Olympiakos serisi fişin çekilmesine yetti.

Son çeyrekte yine geri dönüş fırsatları geldi elimize ama basit hatalar ve bu seviye için gerekli tecrübe eksikliği geri dönüşümüzü engelledi. Rotasyon darlığı, kadro yapısındaki eksiklikler de mutlaka etken ama artık bunları konuşmanın bir anlamı yok.

Lige katıldığı ilk senede top 8 şansını 6 sayıyla kaçıran bu takım bize çok büyük gurur yaşattı. Canları sağolsun, önümüzdeki sene daha bilinçli adımlarla bu sene kaçan top 8'in gelmemesi için neden yok.

Teşekkür etmiyorum, çünkü Oktay Hoca'nın dediği gibi yabancılara teşekkür edilir. Elinize sağlık Yenilmez Armada!

Olympiakos (88): Kyle Hines 9 (3 ribaund, 1 asist), Pero Antic 8 (6 ribaund), Vassilis Spanoulis 20 (3 ribaund, 8 asist), Richard Dorsey 8 (5 ribaund, 1 asist), Lazaros Papadopoulos 3 (1 asist), Kostas Papanikolaou 3 (2 ribaund, 2 asist), Georgios Printezis 16 (5 ribaund, 1 asist), Evangelos Mantzaris 3 (1 asist), Kostas Sloukas 4 (2 ribaund, 3 asist), Acie Law 14 (2 ribaund, 2 asist), Marko Keselj (3 ribaund), Michalis Pelekanos.

Galatasaray (81): Joshua Shipp 12 (2 ribaund, 1 asist), Jaka Lakovic 12 (3 ribaund, 5 asist), Preston Shumpert 11 (1 asist), Luksa Andric 15 (6 ribaund), Haluk Yıldırım 2 (2 ribaund), Furkan Aldemir 10 (6 ribaund), Jamon Lucas 13 (3 asist), Ender Arslan 3 (6 asist), Cevher Özer 3 (2 ribaund), Göksenin Köksal, Boris Savovic.

Top 8 Aşkına…

Ön eleme gruplarında final maçı, ev sahibi Rytas karşısında muhteşem bir mücadele ve Euroleague kapısından ilk defa giriş. Top 16'ya kalır mı soruları arasında gruptan çıkış. Buraya kadar, daha fazla gidemezler söylemlerine inat son maçta top 8 şansı ile Pire'ye gidiş.

Rytas maçı gibi bir final maçı, rakip seyirci önünde. Kazanmak şart gibi bir şey, tek yenilgi ihtimali 1 farklı. Buraya gelene kadar verilen mücadele bu maçın da son topa kadar oynanacağının habercisi. Teknikmiş taktikmiş bu saatten sonra çok fazla anlam ifade etmiyor. Daha çok isteyen alacak. Rakip tecrübeliymiş, ev sahibiymiş, eksikmiş, fazlaymış önemli değil. Yüreğini sahaya koyan kazanacak.

Bugünün enteresan tesadüfü de 1989'daki Monaco maçının yıldönümü olması. O gün Monaco'da yazılan destanın bir benzerini Yenilmez Armada yazsın bugün.

Ve sonuç ne olursa olsun bize bu gururu yaşattığın için teşekkürler Galatasaray.

Erteleme Maçı: Banvit – Galatasaray

4-5 Şubat 2012 haftasında oynanacakken Galatasaray'ın Euroleague, Banvit'in ise Eurocup maçları nedeniyle ertelenen 17. hafta karşılaşmasının tarihi belli oldu. Türkiye Basketbol Federasyonu'ndan yapılan açıklamaya göre, 14 Mart 2012 Çarşamba günü Banvit Kara Ali Acar Spor Salonu'nda oynanacak olan erteleme maçının başlama saati 18:30. Aynı açıklamay göre kural hatası olduğu gerekçesi ile tekrarına karar verilen Aliağa Petkim – Anadolu Efes maçı ise 15 Mart 2012 Perşembe günü 18:30'da oynanacak.

Kartalkaya’yı Ateşleyenler

 

Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?

Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.

Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.

İçindeki kıvılcımı farket ve büyüt. Burn ateşler.

http://www.facebook.com/BurnTurkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Sony, en renkli VAIO serisi için Ece Sükan'la güzel bir işe imza attı. Ünlü moda ikonu Ece Sükan, benim bloguma yakışacak olan rengi belirledi. Blogları tek tek inceleyen Ece Sükan içerik, tasarım ve duruşa göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana beyaz VAIO'yu seçti.
 

sony-vaio

Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO'yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin…

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Rumeli Hisarı’nda Büyüleyen Fantastik Gösteri!

Daha önce Galata Kulesi'nde yaptığı project mapping ile dikkatleri üzerine çeken 8×4, yeni ürünleri olan Beauty ve Beast için bu sefer de Rumeli Hisarı'nda görkemli bir project mapping uygulaması yapmış. Fantastik gösteriye, hepimizin yakından bildiği Güzel ve Çirkin masalı ilham vermiş. Birbirine kavuşamayan iki aşığın kötü niyetli ejderhaya karşı olan savaşı konu edilmiş. Ejderha masalın sonunda 8×4'ün yeni kokularına yenik düşüyor ve aşıklar kavuşuyor.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim; 8×4 gerçekten de hoş ve güçlü kokulara sahip… Deodorant özelliğinin yanında bir parfüm gibi de rahatlıkla kullanılabilir. Gösteriyi Rumeli Hisarı'nda seyredemeyenler için aşağıda paylaşıyorum.

8×4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Galatasaray 68 – 64 CSKA Moskova

Moskova'daki maç da bu maç da hedef maç değil demiştik. Kaybedilmesi kimseyi üzmezdi ama kazanılınca yer yerinden oynar. Bu sezon oynadığı tüm maçları kazanan ve bunu yaparken de ortalama 87 sayı atan bir takımı 64 sayıda tutarak yenmek gerçekten büyük iş. Grupta CSKA'dan ekstra galibiyet alan takımın avantajlı olacağını düşünüyorduk ama Anadolu Efes'in bir gün önceki yenilgisi işleri bir hayli karıştırdı. Şimdi grubun son maçında Olympiakos'u her halukarda yenmek gerekiyor. Olur mu? Olur. Bu takım her şeyi başarabilecek bir takım.

Galibiyet destansı, analiz yapmak yersiz. Sahada yüreğini ortaya koyan Yenilmez Armada, tribünde son topa kadar en az sahadakiler kadar mücadele eden onbinden fazla insan. Maçın tek analizi bu. Yoksa size üstünlüklerine rağmen ribauntlarda ezilmediğimizi, 9 top çalıp 17 top kaybına zorladığımızı, Shipp'in 22 sayı, Andric'in 16 sayı attığını yazmak kolay. Tarifi zor olan ortaya konan yürek ve sahaya yansıtılan karakter. Kelimeler kifayetsiz.

Bu galibiyet belki sıralamaya etki etmeyecek ama anlamı ve önemi büyük. Takımı ve taraftarı ile Euroleague'in aradığı isim olduğunu gösterdi Galatasaray. Deplasmanda Olympiakos'u yener yenilir, çıkar çıkamaz artık çok bir önemi yok. Potansiyelini göstermek adına bu sezon çok büyük işler başardı bu takım. Oktay Hoca şifreyi vermiş zaten maçtan sonra; "Herkese saygı duyuyoruz ama kimseden korkmuyoruz." Kuruluş amacı Türk olmayan takımları yenmek olan kulübün misyonuna uygun hareket eden Yenilmez Armada'yı ne kadar tebrik etsek azdır.

Kimseyi Görmedim Ben..

 

Ne yazılır ki bu maç hakkında? Daha doğrusu maçlar hakkında..

İki Olympiacos maçı, ilkini yazmaya zaten elim gitmedi yazmadım bıraktım. İte kaka son çeyreğe kadar gelen maç, son çeyrekte 30 – 12 gibi absürd bir skora bağlandı. Artık mesele kazanmak kaybetmek değil, olay tepki verememek rakibin yumruğunu kabullenmek. Bazen gerçekten kaybettiğinde kaybetmezsin, bunu kabul ettiğinde kaybedersin. Kaybederken kazanan bir Galatasaray örneği var karşımızda, Rusya’da 15 sayı fark yedi ama taraftar mutluydu camia umutluydu çünkü kaybederken kazandılar, dik durmayı başardılar. Efes Pilsen çok kaliteli bir kadro, tbl’de Aliağa, Olin gibi mütevazi takımlara vurup gidiyor; elbette yapacak çünkü oyuncu kalitesi konuşuyor oralarda. Ancak euroleague öyle bir yer değil. TBL’de alınan galibiyet ile EL kıyaslanamaz. Olin ne kadar mücadele ederse etsin oyun belli noktaya geldiği zaman Vujacic veya Savanovic devreye girer ve maçı koparır ama rakibinde Spanoulis, Dorsey, Papanikolau, Printezis gibi adamlar varsa oyuncu kaliteni rakibe dikte etmek için onlar kadar mücadele etmek zorundasın.

 

Ufuk Sarıca eleştirisi yapmadan önce yaşanan şanssızlıklardan, formsuzluklardan bahsetmek lazım.

- Geçen sezon Kerem Gönlüm sakatlandı ve hala dönemedi, Gönlüm yaşı ne olursa olsun Efes’in saha içi liderlerinden ve kalplerinden birisi. Gönlüm’ün yerine sezon başı takıma Ersan İlyasova katıldı ancak o çarklara adapte olana kadar zaten NBA’de lockout bitti ve döndü.

- Ermal Kurtoğlu yerli uzun transferi olarak takıma geldi ve rotasyonda Barac ile Batista’yı iyi yedekliyordu. Ermal’in ikili oyun oynama beceresinin yüksek olması da takımın guardlarını rahatlatıyordu ama sakatlığı nüksetti ve ameliyat oldu. Dönüşü muamma.

- Kinsey Fenerbahçe Ülker’den transfer edildi. Ana amaç yerli statüsüne geçirmekti ama ilk olarak bu başarılamadı, ardından mükemmel başladığı ve 18 sayı ortalaması yakaladığı sezonda sakatlandı, o da ameliyat oldu. Sakatlıktan hiç de eskisi gibi dönemedi. Belki zamanla toparlar. Onun yerli statüsünden emin olunması Thornton ile yolların ayrılmasında etken oldu, eğer Thornton yollanmasa yerli olabilecekti ve takımdaki SF eksikliğini düşünürsek tercih hatası fahiş boyuta ulaşır.

- Vlado İlievski yazın çok iyi bir turnuva geçirdi. Sezon başı transferde en büyük mesai PG için yapılmıştı. İstenilen isimler Huertas, Spanoulis gibi zor isimlerdi, olmadı. Artık son günlere yaklaştığımızda da İlievski geldi. Turnuva performansını ve oyuncu kalitesini göz önüne alırsak kötü bir transfer de değildi ama olmadı. Bir türlü takımın içine giremedi. Hem saha içinde hem saha dışında çekingen kaldı.

- Tunçeri bu takımın yarısı dedik her zaman. O varsa sorun yoktu bizlere göre ama Kerem her sene bir kara deliğe girer çıkana kadar da takımını kendini bizleri bitirir. Bu sene en kritik döneme denk geldi bu formsuzluk. Üzüldü, üzüldük.

- Barac ve Batista birbirinden ayrı özellikleri olan, bir rotasyonda istenilecek tipte iki oyuncu. Bu iki ismi acımasızca eleştirmek istemiyorum ama rakip uzunlara karşı geri adım atmalarını da kabullenemiyorum. Takım kötü olabilir ancak bireysel olarak kavga başlatmak yerine takımın kötülüğüne uymayı tercih ettiler.

 

Kızamadığım iki adam var takımda, Sasha Vujacic ve Dusko Savanovic. Bu adamlar ne yapsın? Bireysel oynasın dersen onu da deniyorlar maç içersinde belli sekanslarda. Savanovic Avrupa Basketbolunun en özellikli uzunlarından birisi. Sırtı dönük oynar, yüzü dönük oynar, şut atar, sahada oyun zekasıyla ikinci pg olur ama kullanabilirsen. Sırp yıldızın üstüne çizilmiş tek set yok. Ne net bir post oynattı Efes takımı, ne de şut seti hazırladı. Dusko ne yaptıysa çabasıyla yaptı. Keza Vujacic de öyle. Önemli ve özellikleri olan bir oyuncu her şeyden önce çok büyük şutör ama net bir şut seti yok. Tek çabalanan 1 veya 2 perdeden çıkarıp diplerde topla buluşturmak ama rakip Vujacic için switch yaptığı anda o set işlevsiz oluyor. Uzunlar da oyunun içinde aktif olmadığı için topun içeri inmesi gereken bu anlarda set sıkışıyor ve hücum sil baştan oynanıyor.

 

Biraz Ufuk Sarıca’ya değinmek lazım şimdi. Yukardaki olumsuzlukların hepsini bir kenara koyarsak Efes Pilsen bu kadar kolay teslim olmamalı Ufuk Hoca. Oynatman gereken setleri, transition offence’i , fast break basketbolunu her şeyi bir kenara ayırıyorum. Bu kısa ve uzun yapısı kafandaki, temponun minimum olduğu set offence’e uygun değil ama boşverelim şimdi bunu. Bu takım böyle kolay teslim olmamalı Ufuk Hocam. Bu teslimiyet sadece Olympiacos maçlarında olsa yine susucam, vardır bilmediğimiz bir sıkıntı dicem ama sezon başından beri kadro olarak Efes Pilsen kalitesine yakın veya daha iyi hangi takımla oynandıysa oyun içersinde guardı düşen bir takım gördük ve rakip maçı aldı gitti. Yenilmek çok da mesele değil aslında yukarda bahsettiğimiz gibi yenilgiyi kabullenmek can sıkan detay. Hele ki herkesin yıkıldığı umutların tükendiği canların yandığı maçtan sonra coach çıkıp hayat devam ediyor derse olmaz. Hayat durdu hocam, biz ilk defa kaybetmiyoruz, her sene Final Four da oynamıyoruz ama ilk defa bu kadar loserız. Sahada mağlubiyeti kabullenen Efes Pilsen oyuncularını görmek canımı sıkıyor. Bu takım Ufuk Sarıca basketbol oynarken 7 kişilik rotasyonla yarı final oynayıp ertesi sezonunda Korac Kupasını kazandı. Eksikler elbette takım düzenini baltalamıştır ama isteksizliğin, loserlığın, oyundan düşüp mücadele etmemenin açıklaması yok.

 

Takımın en aktif, en istekli, en ateşli ismi en son gelen Lafayette. Geldiğinde burun kıvırdık ama herkesi mahçup etti. Sadece şu iki Oly maçı performansı için bile büyük övgüyü hak etti. Dün de takımı ateşleyen, oyunda tutan ve hatta maçın sonunda geri döndüren oydu. Son topu kullandı ve kaçırdı canı sağolsun, zaten takım arkadaşları kaybetmeyi kabullenmişlerdi o hakkı olan son topu kullandı ve maçı kazandıramadı. Benim gözümde maçın sonunun hikayesi tam olarak budur. Bir de dün twitter’da yazılanlara karşı genel olarak fikrimi belirtmek istiyorum, eğer Vujacic faulü yapmasaydı zaten Efes son topta sayıyı yerdi. O yüzden hiç şöyle olsaydı böyle olmasaydı senaryosu çizmedim kafamda.

 

Son olarak ilave etmek istediğim bir şey var; Svetislav Pesic…

CSKA Moskova 85 – 70 Galatasaray

Hedef maç değildi, İstanbul'daki rövanşı da değil. Yenildik diye kimse karalar bağlamamıştır. Önemli olan neler yapabildiğimizi test etmekti.

Rus takımları ile maç yapmayı maçların başlama saatlerinden dolayı sevmiyorum. 18.15'te maç mı olur? İşten çıkıp eve gidene kadar zaten devre olmuştu. İlk yarıya dair yazabileceğim tek şey Shumpert'ın son saniyede dip çizgide üçlük atarken yediği blok olabilir.

10 – 0'lık seri ile başlamış maç, sonrasında gelen Mahmuti molası ile toparlanmış takım. Demek ki gözümüzde kimseyi fazla büyütmemek gerekiyormuş. 10 – 0'dan sonraki skor 34 – 37. Daha iyi oynayıp daha çok atan biz olmuşuz.

İkinci yarıda Gordon'dan Furkan'a inen hemen her top ya smaçla bitti ya faul oldu ya da basket-faul. Bunu biraz daha sık kullanabilsek CSKA Moskova'yı biraz daha tedirgin edebilirdik sanırım. Onun yerine dış atışlara yöneldik, boş atışlar bile girmeyince de direnci maçın sonuna taşıyamadık. 5/21 dış atış yüzdemiz, gerçi Rus ekibinin de çok parlak değil: 7/22.

Kirilenko'nun diğer maçlara göre daha vasat oynadığı maçta bu sefer Krstic'i durduramadık. %80 isabetle 20 sayı üretti Sırp uzun. 9 da rebound ekleyerek 31 verimlilik puanı ile maçın en değerli adamı oldu.

Bizim tarafımızda ise dikkat çeken 11 sayı, 9 rebound üreten Furkan Aldemir ve performansını giderek artıran Jamon Gordon var. Gordon da 15 sayı, 5 rebound, 5 asist ve 3 top çalma üretti. Diğer taraftan, Jaka Lakovic, Luksa Andric ve Boris Savovic üçlüsünden toplam 9 sayılık katkı alabildik. Bunları biraz yukarıya çekebilsek her şey daha farklı olacak.

Haftaya İstanbul'da yine inanılmaz bir atmosfer olacağından kuşkum yok. Mağlubiyet olası ama son topa kadar mücadelenin süreceğine eminim. CSKA'ya çelme takabilecek bir babayiğit Top 8 biletini de cebine koyar. Şimdilik buna en yakın ekip biz gibiyiz. Abdi İpekçi'yi CSKA'ya dar edip, maç sonu Kirilenko, Krstic veya Teodosic'in atmosferi öven laflarını yazalım yine. Galibiyet de bonusu olsun.

CSKA MOSKOVA (85): Milos Teodosic 12 (1 ribaund, 1 asist), Darjus Lavrinovic 2, Ramunas Siskauskas 11 (1 ribaund, 3 asist), Nenad Krstic 20 (9 ribaund,1 asist), Andrei Kirilenko 9 (6 ribaund, 2 asist), Alexey Shved 10 (3 ribaund, 3 asist), Sasha Kaun 5 (1 ribaund, 1 asist), Viktor Khryapa 11 (4 ribaund, 6 asist), Jamont Gordon 5 (3 ribaund, 1 asist)

GALATASARAY (70): Joshua Shipp 10 (3 ribaund), Jaka Lakovic 5 (1 asist), Göksenin Köksal (1 ribaund), Caner Topaloğlu 6 (2 ribaund, 4 asist), Preston Shumpert 6 (2 ribaund), Luksa Andric 4 (4 ribaund), Furkan Aldemir 11 (9 ribaund, 1 asist), Jamon Lucas 15 (5 ribaund, 5 asist), Ender Arslan 13 (1 ribaund, 2 asist), Cevher Özer (1 ribaund, 1 asist), Boris Savovic (1 ribaund)