
Ne yazılır ki bu maç hakkında? Daha doğrusu maçlar hakkında..
İki Olympiacos maçı, ilkini yazmaya zaten elim gitmedi yazmadım bıraktım. İte kaka son çeyreğe kadar gelen maç, son çeyrekte 30 – 12 gibi absürd bir skora bağlandı. Artık mesele kazanmak kaybetmek değil, olay tepki verememek rakibin yumruğunu kabullenmek. Bazen gerçekten kaybettiğinde kaybetmezsin, bunu kabul ettiğinde kaybedersin. Kaybederken kazanan bir Galatasaray örneği var karşımızda, Rusya’da 15 sayı fark yedi ama taraftar mutluydu camia umutluydu çünkü kaybederken kazandılar, dik durmayı başardılar. Efes Pilsen çok kaliteli bir kadro, tbl’de Aliağa, Olin gibi mütevazi takımlara vurup gidiyor; elbette yapacak çünkü oyuncu kalitesi konuşuyor oralarda. Ancak euroleague öyle bir yer değil. TBL’de alınan galibiyet ile EL kıyaslanamaz. Olin ne kadar mücadele ederse etsin oyun belli noktaya geldiği zaman Vujacic veya Savanovic devreye girer ve maçı koparır ama rakibinde Spanoulis, Dorsey, Papanikolau, Printezis gibi adamlar varsa oyuncu kaliteni rakibe dikte etmek için onlar kadar mücadele etmek zorundasın.
Ufuk Sarıca eleştirisi yapmadan önce yaşanan şanssızlıklardan, formsuzluklardan bahsetmek lazım.
- Geçen sezon Kerem Gönlüm sakatlandı ve hala dönemedi, Gönlüm yaşı ne olursa olsun Efes’in saha içi liderlerinden ve kalplerinden birisi. Gönlüm’ün yerine sezon başı takıma Ersan İlyasova katıldı ancak o çarklara adapte olana kadar zaten NBA’de lockout bitti ve döndü.
- Ermal Kurtoğlu yerli uzun transferi olarak takıma geldi ve rotasyonda Barac ile Batista’yı iyi yedekliyordu. Ermal’in ikili oyun oynama beceresinin yüksek olması da takımın guardlarını rahatlatıyordu ama sakatlığı nüksetti ve ameliyat oldu. Dönüşü muamma.
- Kinsey Fenerbahçe Ülker’den transfer edildi. Ana amaç yerli statüsüne geçirmekti ama ilk olarak bu başarılamadı, ardından mükemmel başladığı ve 18 sayı ortalaması yakaladığı sezonda sakatlandı, o da ameliyat oldu. Sakatlıktan hiç de eskisi gibi dönemedi. Belki zamanla toparlar. Onun yerli statüsünden emin olunması Thornton ile yolların ayrılmasında etken oldu, eğer Thornton yollanmasa yerli olabilecekti ve takımdaki SF eksikliğini düşünürsek tercih hatası fahiş boyuta ulaşır.
- Vlado İlievski yazın çok iyi bir turnuva geçirdi. Sezon başı transferde en büyük mesai PG için yapılmıştı. İstenilen isimler Huertas, Spanoulis gibi zor isimlerdi, olmadı. Artık son günlere yaklaştığımızda da İlievski geldi. Turnuva performansını ve oyuncu kalitesini göz önüne alırsak kötü bir transfer de değildi ama olmadı. Bir türlü takımın içine giremedi. Hem saha içinde hem saha dışında çekingen kaldı.
- Tunçeri bu takımın yarısı dedik her zaman. O varsa sorun yoktu bizlere göre ama Kerem her sene bir kara deliğe girer çıkana kadar da takımını kendini bizleri bitirir. Bu sene en kritik döneme denk geldi bu formsuzluk. Üzüldü, üzüldük.
- Barac ve Batista birbirinden ayrı özellikleri olan, bir rotasyonda istenilecek tipte iki oyuncu. Bu iki ismi acımasızca eleştirmek istemiyorum ama rakip uzunlara karşı geri adım atmalarını da kabullenemiyorum. Takım kötü olabilir ancak bireysel olarak kavga başlatmak yerine takımın kötülüğüne uymayı tercih ettiler.
Kızamadığım iki adam var takımda, Sasha Vujacic ve Dusko Savanovic. Bu adamlar ne yapsın? Bireysel oynasın dersen onu da deniyorlar maç içersinde belli sekanslarda. Savanovic Avrupa Basketbolunun en özellikli uzunlarından birisi. Sırtı dönük oynar, yüzü dönük oynar, şut atar, sahada oyun zekasıyla ikinci pg olur ama kullanabilirsen. Sırp yıldızın üstüne çizilmiş tek set yok. Ne net bir post oynattı Efes takımı, ne de şut seti hazırladı. Dusko ne yaptıysa çabasıyla yaptı. Keza Vujacic de öyle. Önemli ve özellikleri olan bir oyuncu her şeyden önce çok büyük şutör ama net bir şut seti yok. Tek çabalanan 1 veya 2 perdeden çıkarıp diplerde topla buluşturmak ama rakip Vujacic için switch yaptığı anda o set işlevsiz oluyor. Uzunlar da oyunun içinde aktif olmadığı için topun içeri inmesi gereken bu anlarda set sıkışıyor ve hücum sil baştan oynanıyor.
Biraz Ufuk Sarıca’ya değinmek lazım şimdi. Yukardaki olumsuzlukların hepsini bir kenara koyarsak Efes Pilsen bu kadar kolay teslim olmamalı Ufuk Hoca. Oynatman gereken setleri, transition offence’i , fast break basketbolunu her şeyi bir kenara ayırıyorum. Bu kısa ve uzun yapısı kafandaki, temponun minimum olduğu set offence’e uygun değil ama boşverelim şimdi bunu. Bu takım böyle kolay teslim olmamalı Ufuk Hocam. Bu teslimiyet sadece Olympiacos maçlarında olsa yine susucam, vardır bilmediğimiz bir sıkıntı dicem ama sezon başından beri kadro olarak Efes Pilsen kalitesine yakın veya daha iyi hangi takımla oynandıysa oyun içersinde guardı düşen bir takım gördük ve rakip maçı aldı gitti. Yenilmek çok da mesele değil aslında yukarda bahsettiğimiz gibi yenilgiyi kabullenmek can sıkan detay. Hele ki herkesin yıkıldığı umutların tükendiği canların yandığı maçtan sonra coach çıkıp hayat devam ediyor derse olmaz. Hayat durdu hocam, biz ilk defa kaybetmiyoruz, her sene Final Four da oynamıyoruz ama ilk defa bu kadar loserız. Sahada mağlubiyeti kabullenen Efes Pilsen oyuncularını görmek canımı sıkıyor. Bu takım Ufuk Sarıca basketbol oynarken 7 kişilik rotasyonla yarı final oynayıp ertesi sezonunda Korac Kupasını kazandı. Eksikler elbette takım düzenini baltalamıştır ama isteksizliğin, loserlığın, oyundan düşüp mücadele etmemenin açıklaması yok.
Takımın en aktif, en istekli, en ateşli ismi en son gelen Lafayette. Geldiğinde burun kıvırdık ama herkesi mahçup etti. Sadece şu iki Oly maçı performansı için bile büyük övgüyü hak etti. Dün de takımı ateşleyen, oyunda tutan ve hatta maçın sonunda geri döndüren oydu. Son topu kullandı ve kaçırdı canı sağolsun, zaten takım arkadaşları kaybetmeyi kabullenmişlerdi o hakkı olan son topu kullandı ve maçı kazandıramadı. Benim gözümde maçın sonunun hikayesi tam olarak budur. Bir de dün twitter’da yazılanlara karşı genel olarak fikrimi belirtmek istiyorum, eğer Vujacic faulü yapmasaydı zaten Efes son topta sayıyı yerdi. O yüzden hiç şöyle olsaydı böyle olmasaydı senaryosu çizmedim kafamda.
Son olarak ilave etmek istediğim bir şey var; Svetislav Pesic…